Kırklareli Kent Konseyi'nden "Nükleere Hayır" Çağrısı

Trakya Kent Konseyleri Birliği ve Kırklareli Kent Konseyi Başkanı Dt. Yasemin Ertaş, Trakya Bölgesine yapılması planlanan nükleer santral projesiyle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Ertaş, özellikle rüzgâr enerjisi projesinin nükleer santral sahasıyla çakışması üzerinden ortaya çıkan süreçle ilgili ciddi endişeler taşıdıklarını belirterek şunları kaydetti:
“Okuduğumuz dosyada Bali Rüzgâr Elektrik Üretim Sanayi ve Tic. A.Ş.’nin bölgede yapmak istediği 93,6 MW’lık rüzgâr santralının ÇED başvurusuna Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının üçüncü Nükleer Santral sahası ile çakıştığı için onay vermediğini tespit ettik.
Rüzgâr santrali ile nükleer santralın çakıştığı alanlarda yapılan revizeyi de kabul etmeyen bakanlık, yeni bir ÇED başvurusu yapılmasını istemiş.
Trakya’da yıllardır İğneada’da yapılacağı belirtilen nükleer santralin, bölgenin oksijen deposu ve kalbi olarak kabul edilen Longoz Ormanları Milli Parkı’nın altında kalan, Vize ve Demirköy ilçelerindeki ormanlık alanda yapılacağı böylelikle anlaşılmış oldu.
Önce bölgemizin, sonra da ülkemizin sahip olduğu doğal, kültürel ve sosyal mirasını yok edebilecek bir tehdit olarak algıladığımız bu projenin, bölgemiz çıkarlarına olduğu gibi; ülkemiz çıkarlarına da hizmet etmediği gerçektir.
Bilimsel verilere göre 20 yılda ancak tamamlanabilecek olan; ülkemiz, dolayısıyla biz yurttaşlar borçlandırılarak verilecek kredilerle inşa edilip, üretilen enerjiyi bize yine para ile satacak olan; idari ya da teknik hiçbir personelini ülkemiz çocuklarından istihdam etmeyen; denize boşalttığı zehirli su ile, santralden çıkan radyasyon yüklü gazlar ile, toprağımıza gömülerek sularımızı zehirleyecek radyoaktif atıkları ile insanlarımızı ve tüm canlı yaşamını yok edebilme potansiyeline sahip bu projeye, bölgemizin ve ülkemizin ihtiyacı yoktur.
Tam bu noktada, Türkiye’nin yıllık elektrik üretiminin ancak %5’ini karşılayacak nükleer santral gayretkeşliğini ve bu konudaki ısrarlı tutumu anlamakta güçlük çekiyoruz. Yalnız İğneada- Kıyıköy değil; Mersin-Akkuyu, Sinop Nükleer Santrallerini de anlamıyoruz. Çünkü biliyoruz ki nükleer teknolojisine sahip, ileri ülkeler bile nükleer reaktörlerini birer birer kapatmakta, yerine yenilenebilir enerjiyi ikame etmekteler.
Sınırlarımızdan kilometrelerce uzakta olan Ukrayna’daki Çernobil Nükleer santrali patlamasının sonuçlarını, kanserden ölümlerin tavan yaptığı bir süreci tüm Trakya’da ve Karadeniz bölgemizde yaşadık, yaşıyoruz. Hal böyle iken havamızı ve suyumuzu, ormanlarımızı ve birinci sınıf tarım topraklarımızı zehirleyecek bu girişime izin vermeyeceğimiz bilinmelidir.
Danıştay da dahil çeşitli derece yargı mercii kararları ile bölgemize yönelik bilimsel gerçeklikler ortadayken; 9 büyüklüğünde depreme dayanıklı inşa edilmiş olan, Japonya’daki Fukuşima nükleer felaketinin yarattığı sonuçlar daha taze iken, nükleer baronlarına son sözümüz şudur:
Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, denizlerimizi, yaşamlarımızı ve yaşam alanlarımızı sonuna kadar savunacağız. Taş ocaklarıyla, kil ocaklarıyla, termik santrallerle, madenlerle talan ettikleri yetmiyormuş gibi bir de nükleer tehdidi ile dağlarımızın, ormanlarımızın, Longoz’umuzun, bu günümüzün olduğu kadar gelecek kuşaklarımızın yok olmasına veya kanserle boğuşmasına karşı, hukuki zeminde ve tüm meşru mücadele argümanlarını kullanarak karşı duracağımızı buradan yüksek sesle haykırıyoruz.
Tüm canlıların yaşama hakkı vardır.
İnsanca ve sağlıklı yaşama hakkı ise en temel insan hakkıdır. İnsan yaşamından daha önemli, daha değerli hiçbir şey olamaz.
O zaman haydi hep beraber... NÜKLEERE HAYIR !...