Trakya'da Nükleer Enerji Tartışması: Endişeler ve Sorular Masaya Yatırıldı

Kırklareli Lüleburgaz’da, Trakya Kent Konseyleri Birliği, Trakya Platformu ve Kırklareli Barosu tarafından, Lüleburgaz Belediyesi’nin destekleriyle “Türkiye’de Enerji Politikaları ve Nükleer Santral Projeleri” başlıklı bir panel ve eş zamanlı bir fotoğraf sergisi düzenlendi. Etkinlikte, Türkiye’nin enerji politikaları, nükleer santral projeleri, çevresel etkiler ve alternatif enerji kaynakları uzman konuklar eşliğinde tartışmaya açıldı.
Türkiye'nin farklı bölgelerinde yapımı süren ve planlanan nükleer enerji santralleri, çevresel ve toplumsal etkileri nedeniyle kamuoyunda geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Akkuyu’da inşaatı süren santralin ardından, doğa harikası olarak bilinen Sinop ve Trakya’da da nükleer enerji projelerinin gündeme gelmesi, çevreciler ve bölge halkı tarafından kaygıyla karşılanıyor.
Bu kapsamda düzenlenen panelin açılış konuşmasını yapan Kırklareli Kent Konseyi ve Trakya Kent Konseyleri Birliği Başkanı Dt. Yasemin Ertaş, geçmişte yaşanan ihmalleri hatırlatarak nükleer enerjiye geçiş sürecine dair ciddi uyarılarda bulundu.
Kırklareli Kent Konseyi ve Trakya Kent Konseyleri Birliği Başkanı Dt. Yasemin Ertaş’ın toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“İnşaatı süren Akkuyu, katledilen yaklaşık 2 milyon ağaç, ormanlarda yaşayan hayvanların da yuvasız bırakıldığı doğa harikası Sinop ve Trakya’da adı konulmuş ama yeri belirsiz Nükleer Enerji Santralleri…”
Nükleer enerji kullanımına karşı çevresel kaygılar, sağlık ve güvenlik endişeleri her geçen gün artmakta ve birçok ülke bu nedenle alternatif enerji kaynaklarına yönelmektedir. Türkiye, geçmişte herhangi bir nükleer enerji üretimi olmamasına rağmen yüksek nükleer risk taşıyan ülkeler arasında üst sıralarda yer almaktadır.
1998’de radyoaktivite kaynaklı ölümlü kazalar listesine girmiştir. Nasıl mı? 1998 yılının Aralık ayında bir hastanenin radyoaktif malzemesini uygun şekilde imha etmemesi ve bir hurdacının da bu malzemeyi evine götürmesi bir ailenin ve yaklaşık 300 kişinin radyasyondan zarar görmesine yol açmıştır.
2012 yılının Aralık ayında ise İzmir Gaziemir’de bir başka skandal yaşanmış, Aslan Avcı ortaklığındaki eski bir kurşun fabrikasının içinde 2007’den beri radyoaktif atık bulunduğu tespit edilmiştir. Bir gazetecinin araştırmaları sonucu ortaya çıkan bu gerçek, yıllar boyunca bölgedeki insanların kansere yakalanmasına neden olmuştur.
Henüz ortada aktif bir nükleer santral yokken yaşanan bu ihmaller, bugün Türkiye’nin nükleer enerjiye yönelmesi konusundaki endişelerimizi daha da artırmaktadır.
Nükleer enerji üretimi sonucunda ortaya çıkan atıkların güvenli şekilde depolanması ve imha edilmesi gerekir. Bu atıklar insan sağlığı açısından uzun yıllar sürecek tehditler içerir. Rastgele bir şekilde doğaya bırakılmaları kabul edilemez. Atık yönetimi ciddi bir sorumluluk ve hassasiyet gerektirir.
Dün yaşananlar basit bir ihmal değildi. Bugün ise Türkiye'nin farklı bölgelerinde nükleer santral sahibi olmak adına atılan adımlar ve bu yönde izlenen devlet politikaları; halk, çevre ve ekosistem açısından büyük endişe kaynağıdır. Nükleer kazaların olası sonuçları ve atık yönetimiyle ilgili dünya genelindeki tepkiler artmakta, pek çok ülke nükleer enerjiden vazgeçerek yenilenebilir kaynaklara yönelmektedir.
Ülkemizde güvenlik standartlarının yeterliliğinden, denetim mekanizmalarının etkinliğinden ve karar verici kurumlarda liyakatten ciddi şekilde şüphe duymaktayız. Bu nedenle benzer olayların tekrar yaşanması ve daha büyük felaketlerle karşılaşma ihtimalimiz göz ardı edilemez.
İşte bugün bu nedenle buradayız.
İstedik ki, önümüze konulan tabloyu hep birlikte değerlendirelim:
•    Nükleer enerji gerçekten bir ihtiyaç mı?
•    Türkiye’nin enerjiye olan ihtiyacı hangi düzeydedir?
•    Alternatif enerji kaynakları neler olabilir?
•    Gelecekte bizi ne gibi senaryolar bekliyor?
Trakya Kent Konseyleri Birliği, Kırklareli Barosu ve Trakya Platformu olarak; bu soruları bilimsel veriler ışığında, konuya hakim uzman konuklarımızla birlikte tartışmak ve kamuoyunu bilinçlendirmek istedik.
Bilim, dogmalarla değil; merakla, soru sormakla ve bilinmeyeni anlamakla ilgilidir. İnsanların ve kurumların görevi, gerçeklik içerisindeki yanlışları sorgulayarak ortaya çıkarmak olmalıdır.
Sözlerimi ülkemizin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleriyle tamamlamak istiyorum:
“Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.”
“Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.”