Akalın, üniversitelerin özerkliğine dair önemli bir raporu gündeme getirerek, Türkiye’nin üniversitelerinin yönetici belirleme süreçlerinde bağımsızlıklarını kaybettiklerini belirtti. Avrupa’daki üniversitelerle karşılaştırıldığında Türkiye’nin, rektörlerin üniversite tarafından değil, Cumhurbaşkanı tarafından atandığı tek ülke olduğunu ifade etti. Akalın, 2018 yılında gerçekleştirilen değişiklikle, rektör seçimlerinin tamamen Cumhurbaşkanlığına devredildiğini ve bunun sonucunda rektörlük ve akademik kadrolarda liyakat yerine sadakat esaslı atamaların yapıldığını vurguladı. Üniversite kadroları, rektörlükler âdeta bir teselli ikramiyesi olarak görülmeye başlanmıştır. Mesela neler oldu? Bazı örneklere bakalım. Rektör olacak kişinin milletvekilliği bitiyor, rektör yapılıyor; belediye başkanlığı bitiyor, rektör yapılıyor.
Mesela yine başka bir örnek: Başka bir siyasi partiden transfer ediliyor ve daha sonra, bu transfer yapıldıktan sonra da mükâfat olarak "Şimdi de sizi rektör yapalım." diyorlar, rektör yapıyorsunuz. Milletvekili seçilemiyor, belediye başkanı seçilemiyor, rektör yapılıyor. Neredeyse rektörlük, dekanlık gibi kadro atamalarında kriterlerin başında AK PARTİ'li olma şartını getirdiniz. Sizi tebrik ediyorum. Yükseköğretimde yeni bir dönem başlattınız. Sizin bu yaklaşımınızı rektörler de kendi alt kadrolarında yaparak yükseköğretimde nepotizm dönemini başlattınız.
Yükseköğretimde Liyakat ve NepotizmMehmet Akalın, üniversite kadrolarındaki atamaların siyasi bir araç haline geldiğini, birçok kişinin, siyasi pozisyonlarını kaybetmiş olmalarına rağmen rektörlük gibi önemli görevlere atandığını söyledi. Bu durumun üniversitelerde nepotizm (akraba kayırma) ve liyakat eksikliklerini beraberinde getirdiğini belirtti. Akalın, liyakat yerine sadakati esas alan bu atamaların, üniversitelerdeki bilimsel üretkenliği ve yenilikçi projeleri olumsuz yönde etkilediğini ifade etti.Üniversitelerin Ekonomik Durumu ve Öğretim Elemanlarının MaaşlarıProf. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye’deki üniversite öğretim elemanlarının maaşlarını da gündeme getirdi. 1980’li yıllarda profesör maaşlarının asgari ücretin 15 katı, araştırma görevlisi maaşlarının ise 5 katı olduğunu belirten Akalın, günümüzde ise profesör maaşlarının asgari ücretin sadece 4 katına, araştırma görevlisi maaşlarının ise 3 katına düştüğünü söyledi. Bu durumu, üniversitelerdeki öğretim elemanlarının ekonomik sıkıntılarını arttıran bir faktör olarak değerlendirdi.Akalın, maaşların düşüşünün öğretim elemanlarının akademik çalışmalarına olan motivasyonlarını olumsuz etkilediğini ve bilimsel üretim kapasitesini sınırladığını belirtti. “Karnını doyurmakta zorlanan bir öğretim elemanından teknoloji geliştirmesini beklemek ne kadar gerçekçidir?” diyerek, düşük maaşların ve kötü ekonomik koşulların üniversitelerin gelişimini engellediğini söyledi. Öğretim elemanlarının sadece sadakat üzerine atama yapılmasının, üniversitelerdeki bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi olumsuz etkilediğini vurguladı.Sonuç ve ÖnerilerAkalın, Türkiye’nin yükseköğretim sisteminde köklü bir değişikliğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Üniversitelerin özerkliğine kavuşturulması gerektiğini, üniversite sayısının artmasından çok, üniversitelerin altyapılarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca, mesleki ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılmasını ve yükseköğretimin sektörel ihtiyaçlara göre şekillendirilmesini önerdi. Akalın, üniversitelerdeki akademik personelin maaşlarının iyileştirilmesi gerektiğini ve liyakat esasına dayalı atamaların yapılmasını istedi. Üniversitelerin sanayi ve sektörlerle işbirlikleri yaparak AR-GE çalışmalarına daha fazla destek verilmesi gerektiğini belirtti.Furkan Onur Öztaş
















